skip to main |
skip to sidebar
Akustik olan herşey güzeldir mantığına bakarsak zaten şarkı ordan yırtıyor, ayrıca akustiği orjinalinden daha güzel sınıfına da girince geriye söylenecek pek fazla bir şey de kalmıyor. Bunun sebebi solistin akustiğinde şarkıyı koşturarak söylemesi midir ya da vurucu sözlerin daha iyi anlaşılması mıdır nedir bilinmez; ama orjinal halinden çok daha etkileyici olduğu kesin. Akustik olduğundan pek fazla müziği üzerinde durulmayacağından direkt şarkıyı şarkı yapan o sözlere geçelim. Öncelikle kendi içinde küçük bir hikaye anlatmaya çalışması, devamlılığı olması en büyük artısı. Bunun dşındaki en dikakt çekici kısmıysa feci derecedeki bir kıskançlığı anlatması. Hatta kıskançlığı denizin içindeki binlerce azize benzetiyor. Bence, bu kıskançlığın şizofrenik ya da gerçek olup olmadığı da dinleyicilerin yorumuna bırakılmış. Son olarak mümkünse yolda tempolu yürürken dinlenilmesi gerekn bir şarkı, fezi gazlıyor insanı !The Killers - Mr. Brightside (Acoustic)

22 Grammy ödüllü, 12 stüdyo albümüne sahip 1976'dan günümüze hala popülerliğini koruyan İrlandalı rock grubu U2 nihayet Türkiye'de...Aslıdna bu haber birkaç hafta önce kesinleşmişti, bugünün asıl önemi ise biletlerin satışa çıkması. Türkiye'deki en büyük konser olması planlanan etkinlik aynı zamanda, Olimpiyat Stadı'nın sadece İBB'nin maçlarına özel olmadığını da kanıtlamaya çalışacak ! Türkiye'nin görüp görebileceği en mükemmel sahne şovunu vadeden konserin bir başka özelliği de aşırı U2 hayranı olmayıp yine de o ambiyansı yaşamak isteyenleri cezbediyor. Daha önceki konserlerinde, "baba grup" olarak bile Türkiye'ye gelmelerini iple çektiğimiz, Muse, Black Eyed Peas, Kaiser Chiefs, Snow Patrol, Elbow ve Glasvegas gibi ünlü grupların U2'nun alt grubu olarak çıktıkları düşünülecek olursa, 6 Eylül'de orada olmak artık bir zorunluluk haline gelecek gibi. Alt grubun yakıdna açıklanacağı konserin organizasyonun da İKSV'nin de olduğunu hatırlatalım. 550 TL'den satışa sunulan "Red Zone" biletlerinin ilk gün tükendiği konserin bilet fiyatları şöyle: | 1. Kategori | 375,00 TL |
| 2. Kategori | 300,00 TL |
| 3. Kategori | 225,00 TL |
| 4. Kategori | 175,00 TL |
| 5. Kategori | 125,00 TL |
| Saha İçi-Ayakta | 100,00 TL |
| 6. Kategori | 75,00 TL |
| 7. Kategori | 50,00 TL |

Mehmet Topuz'un transferi, geçtiğimiz yaz Türk spor basınını en çok meşgul eden konuydu hiç şüphesiz. Beşiktaş forması giymesi, demeçleri, Aziz Yıldırım'ın Kayseri çıkarması ve sonunda Fenerbahçe'ye attığı imza. Snuçta en kazançlı çıkan taraf 9 milyon Euro ve Gökhan Emreciksin'i alan Kayserispor oldu. Bundan 2 yıl önce de Galatasaray Mehmet Topuz'u çok istemiş, ama Kayseri yönetiminin tavrı ve Mehmet Topuz'un da sesini çıkarmaması sonucu bu transfer gerçekleşmemişti. O yıl sözleşmesini uzatan ve kaptanlığı alan Mehmet, transferin bir diğer gözde ismi Gökhan Ünal'ın aksine bir sonraki yıl da kulübünde kalmayı seçmiştir ve dediğimiz gibi bu yıl başında kulübüne rekor derecede para kazandırarak Fenerbahçe'ye transfer olmuştur. Böyle bir futbolcunun, eski takımıyla oynayacağı ilk deplasman maçında, birçok insan pozitif bir tepki alacağını düşünür, çünkü kulübüne yaptıkları ve tavrı ortada; ama o, futboldan anladığını her maç o muhteşem stadlarını tam dolurarak gösteren (!) Kayseri taraftarı, eski vefakar kaptanını vefasızlığın en büyüğünü yaparak ıslıkladı. Bunun sebebi ne olabilir acaba ? Mehmet'in kulüpten ayrılarak kendilerine ihanet ettiklerini düşünüyor olsalar gerek ki bunun saçma bir düşünce olduğunu aklı başında herkes kabul eder. Gerçi maçın başındaki o ıslıklama, ileriki dakikalarda hızını kesti. Kayseri taraftarı mı akıllandı, yoksa Mehmet'e fazla top gelmediği için mi öyle gözüktü orasını bilemeyeceğim; ama aklımda şu soru yok değil: İkinci yarıda Mehmet'in direkten dönen o topu gol olsaydı o "taraftarın" tepkisi acaba ne kadar ileri giderdi ? Çoğu spor yazarı Kadir Has Stadı yapıldıktan sonra, şehrin bu stadı haketmediğini, tam anlamıyla futbol şehri olmadığını söylemişlerdi. Meğer çok haklılarmış, bırakın futbol şehri olmayı, içerisinde 'vefa' ilçesini de barındıramıyorlamış.
Dizilerde çalan her şarkı güzeldir mantığı her geçen gün kendini kanıtlamaya devam ediyor. Yapımcısı olduğu dizilere muhteşem müzikler seçmekle ünlü Josh Schwartz imzalı Chuck'ın ikinci sezon 7. bölüm finalinde çalan İskoç indie grubu Frightened Rabbit'in Twist şarkısı da bu kervana katılanlardan. Tarzı ne sorusuna tam olarak cevap veremeyecek şarkı, aynı zamanda grubun genelde oluşturduğu şarkıalrın karakteristik özelliklerini içinde barındırıyor. Adeta metin halindeki upuzun sözler, her zaman ön planda olan müzik, sürekli hareketlilik bunlardan birkaçı. Aslında bu tip şarkıalrı pek sevmem; ama çaldığı sahneden midir nedir, bu şarkı favorilerim arasındaki yerini çoktan aldı...<<<
The loose tie with, the loose limp wrists
Lift your dress enough to show me those shins
Let your hair stick to your forehead
Did you blush then when our hips touched?
I can't tell, you're already red
Am i right? you give me the signs
Is that pink mist or just lit dry ice
You twist and whisper the wrong name
I don't care nor do my ears
Twist yourself around me
I need company I need human heat
I need human heat
Lets pretend I'm attractive and then
You won't mind, you can twist for a while
It's the night, I can be who you like
And I'll quietly leave before it gets light
So twist and whisper the wrong name
I don't care nor do my ears
Twist yourself around me
I need company i need human heat
I need human heat
I need human heat
(extrasupervery...)
I need human heat
I need human heat
I need--
Twist and whisper the right name
I'm David, please
The twist is that you're just like me
You need company, you need human heat
You need human heat >>>
The Twist
Mika için kafamda oluşmuş olan "ibne, gırgır, geyik, gereksiz" insan modeli yavaş yavaş siliniyor. Gossip Girl'de çalan harika şarkısı Happy Ending ile tanıdığım Mika'ya daha sonra gerek izlediğim klipleri, gerekse ilk 10 saniyesini dinleyip kapattığım şarkıları yüzünden "Bu ibneden bir şey olmaz" damgasını vurmuş biri olarak şimdilerde yavaş yavaş farkettiğim kıyıda köşede kalmış harika şarkıları sayesinde hayranlık duymaya başladım. 2007 çıkışlı ilk albümünden dinlediğim biri zaten Happy Ending olan 3 şarkı da hiç kafamdaki "Mika" tarzı şarkılar değildi. Happy Ending'in arkasına sıkıştırılmış "Over My Shoulder" tipik bir piayno şarkısı, gayet hoş; ama asıl bomba şarkı 6 numaradaki "Any Other World". Piyano ile kemanın muhteşem uyumu şarkının her sayesinde hissedilebiliyor. Çok vurucu olmasa da anlamlı sözlere sahip, Mika'nın vokali de çok başarılı. Bu 3 şarkı dışında Mika'nın son albümünden dinlediğim "I See You" şarkısı ise tartışmasız en iyi Mika şarkısı...Gerek sözleri, gerek harika piyano tonları, gerek Mika'nın inceliğin sınırlarını zorlayan sesi muhteşem bir uyumda birleşmiş ve bu şarkıyı oluşturmuş. Artık bu kadar güzel şarkı, albümün diğer şarkılarını dinlemek için yeter de artar bir sebep olsa gerek...
Happy Ending
Any Other World
I See You
Over My Shoulder
Yaklaşık 40 dakika sonra, elimde kahvem, perdeyi çekip dışarıdaki yağmuru ve kasvetli havaya görecek şekilde bilgisayarın başına oturup limewire, lastfm, şarkı sözü siteleri ve İpekl'le beraber şarkı keşfetme avına çıkacağız. Nezamandır şarkı keşfedemiyorum, hep sağdan soldan yollananlar ve arşivimde saklanmışlarla idare ediyordum. Çok iyi gelecek bu aktivite.

4 Ekim Pazar, Ankaragücü - Galatasaray maçı, Galatasaray duran top kullanıyor, Ediz ve Baros hafiten itişiyorlar, ardından pozisyonun tekrarında aralarında geçen "tek taraflı" diyaloğu rahatlıkla görebiliyoruz. Ankaragücü'nün, Ankaraspor'dan "transferi" Ediz Bahtiyaroğlu, Galatasaray'ın Çek oyuncusu Milan Baros'a dönüp: "Ne var lan ?! Ne var lan ?!" diyor... 25 Ekim Pazar, Fenerbahçe - Galatasaray maçı, maçtan önce ısınırken çıkan olaylardan hemen önce Arda, Cristian'a: "Adam ol ! Adam ol !" diyor... 25 Ekim Pazar, Fenerbahçe Galatatasaray maçı, Gökhan Gönül ile Elano olayın kahramanları. Gökhan, Elano'nun boynunu tutup "N'apıyorsun ya ?!" diyor...
Ediz 23, Arda 22, Gökhan da 24 yaşında. Belli ki bu üç futbolcumuz da erken yaşta altyapılarda başladıkları futbol hayatları yüzünden eğitimlerini tam olarak sürdürememişler. Bu doğaldır, profosyonel sporcu, özellikle futbolcu, olmak için birşeylerden feragat etmek gerekebilir; ama be kardeşim hiç mi yabancı dizi, film falan seyretmiyorsunuz ? İnsanda en azından kulak aşinalığı olur "Fuck, damn, shit" falan deyin bari de derdinizi karşıdaki yabancıya anlatın. Günümüzde yurt içinde oynasın oynamasın her futbolcunun dil bilme gerekliliğinden bahsetmiyorum bile. Teknoloji çağında, kendileri hakkında sağlıklı haber verebilecek kişisel siteleri olmamasından da bahsetmiyorum. (Gökhan'ın hiçbir açıklama ve haberinin yer almadığı bir web sitesi var, Arda'nın birçok fan sitesi var resmisini bulamadım, Ediz'in ise sadece wiki'de sayfası var...)
Ediz'in, Arda'nın, Gökhan'ın başarılı futbollarına bu görüntüler yakışmıyor. Artık sadece futbolcu değil, birer ikon haline geldiklerinin farkına varmalı ve kendilerini daha fazla rezil etmemelidirler. Gerek Kadıköy'de, gerek Şişli'de gerek de Ankara'da belediyelerin açtığı dil kursları var, tavsiye ederim, hem de ücretsiz...